“Şans” Kavramı: Ne Kadar Gerçek, Neden İnanırız ve Fizikçiler Ne Şekilde Yaklaşıyor?

Yaşadığımız evrenle ve gelecekle ilgili tahminler yürütebilmemiz, her oluşun bir sebep sonuç ilişkisiyle birbirine bağlı olduğu savına dayanır. Gelecekle ilgili tahminler yürütmekse, davranışlarımızı en doğru şekilde yönlendirebilmemizi sağlar. Kontrol etmeye olan arzumuz her ne kadar bu tahmin yürütme ve tasarlama sürecinde yararımıza gözükse de; bunu sadece belirli bir seviyede yapabildiğimiz, yani tahmin yürütmekten ileri gidemediğimiz ve yanılma payımızın da göz ardı edilemeyecek kadar yüksek olduğu gerçeği, başarısızlıklarımızı kötü şansa/talihsizliğe ya da şartların adaletsizliğine yormamıza zemin hazırlar. Öte yandan tahminlerimiz doğru çıktıkça, sınırlarımızı zorlamaya, riskler almaya ve mantık çerçevesinde hareket etmekten uzaklaşmaya yöneliriz.

Olasılıklara karşı aldığımız başarılarsa, kendimizi şanslı olarak nitelememiz ve daha fazlasını arzulamamızla sonuçlanır. Peki şans kavramı, hayatımızın neresinde? Neden kanıtı olmamasına rağmen bilimsel bir bulgu kadar yaygın bir inanış? Ve fiziğin hangi yorumu, şansın varlığına mahal veriyor?

Farkında ya da değil: şans faktöründen faydalanmak

Şansı, anlamsız gibi gözüken olaylara bir açıklama getirme çabası olarak tanımlamak mümkün aslında. Öte yandan bu yaygın şans inanışı, bireylerin ya da kitlelerin fikirlerini etkileme doğrultusunda önemli bir rol üstleniyor. Daha şanslı olarak görülen insanların, aslında önceki başarıları sebebiyle daha fazla risk alma eğiliminde oldukları bir gerçek. Lotoyu kazanan birey, ilk defa loto oynamış olabilir belki, ama olaya daha geniş bir perspektiften bakıldığında, hayatında geri kalan olaylarda da riskli kararlardan kaçınmayarak daha fazla denediği, daha fazla yanıldığı ama öte yandan çok denemesinin kaçınılmaz sonucu olarak (Leplace) farklı alanlarda da başarılı olduğu görülecektir. Yahut belki de, hayatındaki risklerin toplam sayısına bakıldığında, başarıyla sonuçlanan tek denemesi o lotoydu, ama diğer başarısızlıklarını telafi edecek kadar büyük bir başarıydı, bunu bilmek her bireyin hayatındaki her riskin hesabını tutmak imkânsız olduğundan mümkün değil. Lakin ortak bir sonuç var: şansa sağlıklı bir oranda inanan insanlar, daha fazla risk almaya ve bu sebeple de daha fazla kazanmaya eğilimli oluyorlar. Kazanma oranları arttıkça da, şanslı sıfatı beraberinde geliyor.


Merdivenin altından yürümemek, tahtaya vurmak, 13 sayısı… batıl inançlara neden inanırız peki?

Şaşırtıcı bir şekilde, psikologlar, şansa ve hatta batıl inançlara güvenin, bireyde bir kontrol duygusu sağlayarak anskiyeteyi ve stresi azalttığını belirtiyorlar. Ekonomik krizlerde ve savaş ya da seçim yarışları gibi sosyal belirsizliğin yaşandığı kitlesel etkilere sahip olaylarda bu inancın gözle görülür oranda arttığını belirten araştırmacılar, buna örnek olarak 1918 ve 1940 yılları arası Almanya’sını gösteriyor ve ekliyorlar: kontrol etmeye ve bilmeye duyulan ihtiyaç, bireylerin bu tarz gerçekçilikten uzak ama kısa süreli tatmin sağlayan inançlara yönelmelerine sebep oluyor.


Kuantum mekaniğine karşı determinizm: şans hangisinden yana?

Bilimsel olarak dayanağı olmaması yönüyle öne çıkan şans, determinizmde sınıfta kalırken, kuantum mekaniğinde kendine yer bulabiliyor. Bu kavramlara aşina olmayabilirsiniz, o yüzden öncelikle kısaca her iki alanının da temel aldığı görüşlerden bahsetmekte fayda var.

Newton mekaniğine göre, herhangi bir objenin başlangıçtaki hızı, konumu ve durumu bilindiği takdirde, ileriki aşamalarda bulunduğu yerle ilgili de çıkarım yapılabilir. Bu çıkarım, yaşadığımız evren için determinist bir portre ortaya çıkarır. Yani sisteme etki eden her öge ayrı ayrı hesaba katılırsa, gerçekleşecek olayların hepsi de aslında bilinebilir/hesaplanabilirlerdir. Havaya attığınız bir paranın yazı veya tura gelip gelmeyeceği madeni paranın ağırlığına, çapına, rüzgâra, yer çekiminin bulunduğunuz konumdaki etkisine, parayı fırlattığınız kuvvete, ısıya ve daha pek çok faktöre bağlıdır. Tüm evren için de geçerlidir bu durum, her bir olay birbirine ve pek çok etkene bağlı olduğundan hesaplanması imkânsız olsa da bilinebilirdir gözlemlenen ve gözlemlenmeyen oluşlar son tahlilde. Bu açıklama, sizin de fark edeceğiniz üzere şansa yer bırakmaz, ama bir nokta yine de havada kalıyor: parayı atma kararını vermenizi sağlayan özgür iradeniz, evren örneğinde neye tekabül ediyor?

Kuantum mekaniğinin öncülerinden Schrödinger, başkalarının özgür iradelerinin bizim üzerimizdeki etkisine determinist bir yaklaşımla bakmakta bir sorun olmadığını, ama asıl karışıklığın klasik fiziğin temeli olan determinizm ve kendi özgür irademiz arasındaki çatışma olduğunu öne sürer. Başka bir deyişle Schrödinger, bütün faktörler bilinse dahi hesaplamalarla karar verilemeyecek bazı etmenler olduğunun altını çizerek, her olasılığın söz konusu olay yaşanana kadar eşit olduğunu öne sürer.

Bu hesaplanması mümkün olmayan faktörler rastlantıya dayandırılabilir, zira gözden kaçan yahut bilinmeyen küçük bir faktör bile sistemi kökünden değiştirebilme yetkinliğine sahiptir.

Sonuç olarak klasik fiziğin aksine, hesaplanabilirliğe karşı çıkan kuantum mekaniği, A ve B cisimleri arasında belirli bir yol olmadığı ve cismin izleyeceği rotanın bilinmesinin de hareket gerçekleşene kadar mümkün olmadığı savını temel alarak şans kavramına yer bırakır.

 

Yazan: Ceotudent

Written by Altan Yiğit

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir