Mutlaka İzlemeniz Gereken 5 Animasyon

Çocuk ruhlu olmayı ve bu değerli duyguyu kaybetmemek gerektiğini savunan biriyim. Çünkü bazen gerçeği görebilmek, bir sorunu çözebilmek ya da kafanızdaki bir soruya yanıt bulabilmek için onlar gibi düşünmeniz gerekir. Bence animasyon filmleri de böyle bir etkiye sahip. Hitap ettiği kitle ne olursa olsun eminim ki içinden alabileceklerimiz çok fazladır. Bu nedenle yeni yılın ilk ayında animasyonlardan gelen mesajları hayatımıza dahil edelim istedim.

Bu amaçla sizler için seçtiğim, pek de bilinmeyen ama mutlaka izlenmesi gereken işte 5 animasyon filmi!

Prenses Kaguya Masalı (Anime)

Bambu ağacının hikayesini bilir misiniz? Hani şu yıllarca sulanıp gübrelenen ama 5 yıl kadar asla filizlenmeyen ağaç… Ne gariptir ki bambu ağacı tam da 5. yıldan sonra filizlenir ve 6 hafta gibi kısa bir sürede 27 metre boya ulaşır. Soru şudur: “Bambu ağacı 5 yılda mı o boya ulaştı, yoksa sadece 6 haftada mı?” İşte bu filmde bu inanılmaz ağacın gövdesinde aniden bir bebek beliriyor ve bir oduncu onu bulup evine götürüyor. Bebek o kadar güzel ki ona bir süre sonra “Prenses” diye seslenmeye başlıyorlar. Ayrıca Prenses, normal bebeklerden farklı olarak tıpkı bambu ağacı gibi çok hızlı bir şekilde büyüyüp gelişiyor ve çok güzel bir kadın oluyor. Kızının en iyi koşullarda ve tam bir prenses gibi büyümesini isteyen oduncu ise ona hak ettiği hayatı yaşatamadığı düşüncesinde olduğu için Prenses’e bir saray inşa ediyor ve onu şehre götürüyor.

“Hep kırlardaki çiçekler gibi yaşayabilmeyi dilemişimdir.”

Saray yepyeni şeylerle dolu: yeni kumaşlar, yeni kıyafetler, kocaman bir alan… Bir de artık topluma göre ‘daha uygun’ davranması için tutulan bir eğitmeni var. Fakat Prenses bunlara uyum sağlamakta çok zorlanıyor. Mesela Japon geleneğinde kaşların kesilip kalemle çizilmesi ve dişlerin siyaha boyanması gibi gelenekler var ama bizim Prenses kaşları için “Onları kesersem terim gözlerime girer!” diyor. Aldığı cevapsa “Terlemeni gerektirecek bir iş yapmayacaksın.” oluyor. Dişleri için “O zaman nasıl kahkaha atacağım?” dediğinde ise “Bir prenses kahkaha atmaz.” cevabını alıyor.

“Hayatı gerçekten yaşamak için doğdum, tıpkı kuşlar ve hayvanlar gibi!”

Bir süre sonra parıltı teni ile kusursuz bir güzelliğe sahip olan Prenses’e kelime anlamı “ışıltılı gece, parıldayan ışık” olan “Kaguya” ismi veriliyor ve namı giderek daha da yayılmaya başlıyor. Kimsenin görmediği ama herkesin onun güzelliğini konuştuğu Prenses Kaguya, zamanla prenslerden krala kadar bir sürü erkeğin evlenmek istediği biri hâline geliyor.

Eğer buraya kadar okuduysanız tüm filmi anlattığımı düşünüyor olabilirsiniz ama aslında filmin çok az bir kısmını öğrendiniz. Gerçekten çok vurucu ve düşündürücü sahnelerle beraber insana neden bu dünyaya geldiğini hatırlatan cinsten olan bu filmi mutlaka izlemelisiniz.

The Lorax

Bu film bize çok da uzak olmadığımız bir geleceğin sonuçlarını erkenden gösterip hâlâ bir şeyleri düzeltebileceğimizi kanıtlar nitelikte bir yapım. Pandemi süresince hep birlikte gördük ki doğaya zannettiğimizden çok daha fazla zarar veriyoruz ama doğa yeterli zaman olduğu takdirde kendini iyileştirebiliyor. Filmde de bunu görüyoruz aslında. Çünkü bu animasyonda tamamen plastikten oluşmuş bir dünya var. İnsanlar çıkar ilişkileri üzerine doğaya her geçen gün daha fazla zarar verdiği için artık bir tane bile bitki kalmamış yeryüzünde.

“Ağaç yaslandığı yere eğilir. Yaslandığın yere dikkat et.”

Filmde bir de Lorax isimli bir karakterimiz var. Kendisi ağaçların yerine konuşan, turuncu renkli, kocaman bıyıkları olan bir canlı ve tek amacı doğayı korumak. Ne kadar engel olmaya çalışırsa çalışsın onunla doğanın ne hâle geldiğini ve nasıl toparlandığını göreceğiniz bu filmi mutlaka izlemeli ve kardeşlerinize/çocuklarınıza da izletmelisiniz. Çünkü doğa hafife alınamayacak kadar mühim bir konu. Dilerim doğanın, kendini iyileştirirken bizi de iyileştirdiğini fark eder ve ona göre bir yön veririz hayatımıza. Çünkü eski bir Çin atasözünün de dediği gibi kalbimizde yeşil bir ağaca yer verirsek ötüşen kuşlar konar kalbimizin dallarına.

Loving Vincent

Vincent Van Gogh ismini muhtemelen duymuşsunuzdur ya da başta Yıldızlı Gece resmi olmak üzere çeşitli eserlerini görmüşsünüzdür. Bu filmde kimisi için sol kulağını kesen adam kimisi için sadece bir deli kimisi içinse iyi bir ressam olan Vincent Van Gogh’un kısaca hayatı ve ölümü anlatılıyor ama alışık olduğumuz animasyon türlerinden oldukça farklı bir şekilde! Çünkü bu filmde tüm kareler Van Gogh’un tarzı ile yüzlerce farklı ressam tarafından çizilmiş ve bir araya getirilmiş. İzlerken âdeta görsel bir şölen sunuyor sizlere, kendinizi bir filmden ziyade bir sanat galerisinde hissediyorsunuz.

“Resimler dışında başkalarıyla konuşmak olanaklı değil.”

28 yaşında amatör hâli ile çizime başlayıp 37 yaşına kadar binlerce eser yapan Van Gogh’un hayatta olduğu süre zarfı boyunca sadece bir eseri satılabilmiştir. Çoğu eserini intihar etmeden önceki iki yılda yapmış olması sanki acelesi varmış da bu dünyadan göçüp gitmeden önce hepsini yetiştirmek istiyormuş gibi bir izlenim uyandırsa da her anlamda gerçekten ilginç biri olduğunu söylemek pek de yanlış olmaz sanırım. Tek isteği eserlerinde, kimsenin kalbinde olmayan şeyleri gösterebilmekti ve bunu o dönemde başaramamış olsa da Don McLean’ın “Vincent” isimli şarkısında da dediği gibi onu ancak şimdi anlıyoruz.

“Şimdi anlıyorum, bana ne demeye çalıştığını.

Akıl sağlığın yüzünden ne kadar sıkıntı çektiğini,

Onları azat etmek için ne kadar denediğini…

Dinlemezlerdi, nasıl olduğunu bilmiyorlardı.

Belki şimdi dinlerler.”

Song of the Sea (Denizin Şarkısı)

Damlaya damlaya nasıl göl oluyorsa duygular da zamanla birikir aslında. Özellikle de acı. İnsanın içine oturur âdeta. Bu filmde sevdiklerinin acı çekmesine dayanamayan ve bu nedenle de onları taşlaştıran bir baykuş var. Kendince en doğru yolu, yani onları taşlaştırmayı seçmiş. Acı çok kötü bir duyguymuş çünkü. Zamanla en ufak bir acıya bile dayanamaz hâle gelip kendi bedeninin bile bir kısmını taşlaştırıp tüm bu kötü duyguları kavanozlarda saklamaya başlamış. Bu yaptıklarından sebep baykuş ne kadar “kötü” bir karakter gibi dursa da bu filmde hiçbir karakter kötü değil. Sadece iyiler ve daha iyiler var. Ayrıca herkesin de bir acısı var. Kimisi bununla yüzleşmekten kaçarken kimisi ise ona sımsıkı sarılıyor, hayata devam etmiyor. Bu anlamda bazı sahnelerde kendinizi göreceğiniz bir animasyon bu.

“Gel buraya yavru insan, doğaya ve denize. El ele verip bir periyle, kurtar kendini aklının alamayacağı kadar gözyaşı ile dolu o dünyadan.”

Sevgi tüm kapıları açar, derler. Bu film bu cümlenin somutlaşmış hâli aslında ama sadece sevgi değil, bir sürü duyguyu size geçiren cinsten bir yapım. Görselliğiyle ayrı içeriği ile ayrı müzikleri ile ayrı etkiliyor sizi. Çok yumuşak, nahif bir hikâye var içerisinde. Ayrıca belki de sizin bile farkında olmadan kavanozlara kapattığınız duygularınızı açığa çıkartacak ve yüzünüze vuracak kadar da gerçekçi. İzleme listenizde mutlaka olması gereken bir animasyon.

Dokuz

Daha önce hiç fark etmiş miydiniz bilmiyorum ama 9 çok ilginç bir sayıdır aslında ve hemen her yol ona çıkar. Mesela 9 ile topladığınız herhangi bir iki basamaklı sayı sonucunda elde ettiğiniz sonucun rakamları toplamı ile 9’a eklediğiniz sayının rakamları toplamı birbirine eşittir. Örneğin: 9+36=45 (3+6=4+5), eğer inanmıyorsanız dilediğiniz sayıyla deneyebilirsiniz! Ayrıca bütün çokgenlerin iç açıları toplamının rakamsal toplamı 9’dur. Mesela üçgenin iç açıları toplamının 180 derece (1+8+0=9) … sekizgenin iç açıları toplamı 1080 derece (1+0+8+0=9), ongenin iç açıları toplamı 1440 derece (1+4+4+0=9) vb.

Şaşırdınız mı?

“Bu dünya artık bizim ve nasıl şekilleneceği bize bağlı.”

Bu filmde 9 numaralı bir bez adam var. Kendisinin bile ne olduğunu henüz çözemediği bir durumdayken biz de onunla yavaş yavaş ne olduğunu anlamaya çabalıyoruz. Teknolojinin giderek geliştiği ve icat edilen bir beyin sonucunda savaşlarla birlikte insanlığın son bulduğu bu distopyada dünya büyük hızla yok olmaya başlamıştır. 9 bazı sorulara cevap bulmaya çabalarken önce 2 ile, sonra geri kalanlarla tanışır. Kendilerini kimin icat ettiğini bile bilmeseler de bir şeyleri değiştirmeleri gerektiklerinin farkındadırlar. Derken olaylar hiç beklemedikleri bir boyuta ulaşıyor ve kendilerini büyük bir mücadelenin içinde buluyorlar.

“O bize ruhunu verdi, biz oyuz.”

9 gelene kadar tek gayeleri saklanmak olan bez adamlar, 9 ile kendilerini ve ruhlarını keşfediyorlar, onu özgür bırakıyorlar. Yani aslında bu 9 sayısı rastgele belirlenmiş bir sayı değil. Her yol gerçekten de 9’a çıkıyor. Filmi izlerken böyle bir geleceğin çok da uzak olmadığını göreceksiniz ve bu bir tık korkutucu olabilir. Ama en nihayetinde insanı insan yapan, onu robotlardan ayıran şey ruhu değil midir? Belki de bu film bize sadece ve sadece bir ruha sahip olduğumuzu hatırlatmak içindir.

BONUS: Hilda!

Hakkında ne dersem diyeyim eksik kalacakmış gibi hissettiğim, bende yeri çok ayrı olan bir animasyon dizisi! Grafikleriyle ayrı, karakterleriyle ayrı, olay örgüsüyle ve hayal dünyasıyla ayrı bir güzel. Dizide Trolberg isminde bir kent ve onu ormandan ayıran kocaman bir duvar var. Duvarın ardında “tuhaf” canlılar yaşamakta. Mesela gündüz taşa dönüşen ama hava kararınca canlanıp hayatını yaşamaya devam eden Troller, tüm sırları bilen fareler, belgelerini imzalamadığın takdirde asla göremediğin ve hemen her işlerini belgelerle halleden küçük insanlar… Hilda ve annesi duvarın ardında, bu canlılarla beraber yaşıyor işte; ama annesi Trolberg’e taşınmanın Hilda için daha güvenli olduğuna inanarak taşınmaya karar veriyor. Dizi de burada başlıyor işte.

“Bazen evin başka bir yerde olabilir, ama bu diğer evlerini geride bıraktığın anlamına gelmez.”

Dünyanın sonuna kadar izleyebileceğim tek dizi olabilir kendisi, öyle çok sevdim yani ve ikinci sezonu çok yakın bir zamanda Netflix’e geldiği için ayrı bir mutluyum! İzlerken hem bambaşka bir diyara ışınlanmış gibi hissediyorsunuz hem de hayatınızdaki birçok şeye bakışınız değişiyor. Dizi sık sık bazı şeylerin zannedildiği gibi olmayabileceğini bize gösterirken bir yandan da bizi düşünmeye itiyor. Mutlaka izlemeli ve Hilda ile siz de tanışmalısınız.

“Bazen yeni yollar çizmektense eski adımları takip etmek daha iyidir.”

Yazar: 7-Circle

Written by Altan Yiğit

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir