Seçtiğimiz Kadınların Hakları

Diri diri gömülmelerin can yangınıyla yaşar; biz kadınlar. Satılmanın, itilmenin, hor görülmenin mazisini taşırız aldığımız her nefeste. Mazimizden gelen acı, bugün, atimize tehditkâr bir sancı. 

Ölüm bir gerçek, biliyoruz, bir gün sonlanacak olan yaşamın yolunu yürümekteyiz. Ölümün ayrımı yoktur; kadın, erkek, zengin, fakir, genç, yaşlı…Gelin görün ki, ölüme dahi saltanat teklif edenlerle karşı karşıyayız. Ölüme dahi hükmetme cüretinde bulunan; ölümlüler! Ölümü istediğinde, istemediği insana, sevmediği hatta ne yazık ki sevdiğini iddia ettiği kadına, hak ettiğini iddia ederek, layık gören insanlar(!).

Yaşamın sonlanması sadece ölümle ortaya çıkan bir durum değildir. Yaşamak; insanın var oluşu içerisinde yönlendirdiği, belirlediği, hayal ettiği bir hayattır. Ve herhangi bir insanın, bu hayata, yaşayan kişinin arzularının dışında dahil olması, yaşamasına müdahale etmesi demek o yaşamı bir nevi sonlandırması demektir. Özgürce, istenildiği gibi yaşanılan bir hayat, yeri geldiğinde sadece bir kişi tarafından sonlandırılmaktadır ve üstelik nefes alıyor, yaşıyorken.

Bugün bir kadına taciz eden polise, taciz ettiği kadının babası cezaevinde tutulduğu için, masum gözüyle bakılıyor. Üstelik böylesine yozlaşmış bir adalet sisteminde, cezaevinin suçlularla dolu olduğu da meçhul… Ya da başka bir yerde babasına işkence edilerek tehditler savruluyor ve: ‘Kızın kendisine dikkat etsin’ deme cesaretinde bulunuluyor. Şimdi bu kadın çıkıp babasının hakkını ararken başına bir şey gelse kimse ‘benim parmağım yok’ diyebilir mi merak ediyorum.

Büyüyen bebekler var; toprak nedir, çiçek nasıl kokar, gökyüzü ne renk, böcekler nereye uçar bilmeden büyüyen bebekler… Bu bebekler için onca zorluğa göğüs geren kadınlar var bir de! Duydunuz mu, gördünüz mü bilemem ama var olduğunu kimse inkâr edemez… Çoğu insanın kulak tıkadığı, göz yumduğu, özgürlüğü sömürülen, yaşama hakkı sömürülen kadınlar. Bu noktaya nasıl geldiler bilemem hepsini ama haklarının yendiğine adım gibi eminim. Ve yine kimse çıkıp bu ’kadınların hakları’ ile ilgili bir söz etmiyor. Bu kadınların ölüme terk edildiğini, yaşarken hayatlarının ellerinden alındığına şahitlik ediyoruz. Bir kadın istemediği bir ortamda istemediği şekilde doğum yapmaya mecbur bırakılıyor. Acı çekmek kadınlara reva görülüyor ve belki de sırf düşüncelerinden ötürü… Çünkü benim gibi değil, çünkü senin gibi değil, çünkü bizim gibi sizin gibi değil…

Kadınlar olarak istediğimiz gibi yaşamalı, giyinmeli, sevmeli, öğrenmeli olduğumuzu hep savundum ve savunacağım. Ama asla kadınları ayrıştırarak sırf benim gibi düşünmüyor diyerek haklarını göz ardı etmeyeceğim. Bugün sustuğumuz kadının yerinde, yarın içimizden birinin olmasını istemiyorum. İzlediğim bir filmde; bebekli bir kadının Nazi kampından kaçmasına yardım eden bir Alman askerine, kadın bunu neden yaptığını sorduğunda: ‘ Bir insanın kurtulması bütün insanlığın kurtulmasıdır’ demişti. Ben de bu ilhamla; bir kadının, bir insanın, ses çıkarması belki de bütün kadınların kurtulmasıdır diyorum. Savunmak istemediğimiz kadınlar yine içimizden biri, hatırlatmak isterim. Bir gün siyah beyaz fotoğrafını görüp, birden duyarlılığımızın zirve yapacağı o anı beklemek yerine şimdi, tam da şu an ses çıkarmak, duyarlı olmak zorundayız.

Şahit olduğum ve bizzat yaşadığım birçok haksızlıktan anladığım bir şey varsa o da; insanların yalnızca seçtiği kadınlara hak savunuculuğu yaptığıdır. Kimseyi suçlamıyorum diyemem, istisnalar da kaideyi bozmaz, yalnızca ortada yansıtılan fazlasıyla yanlış şeyler olduğuna dikkat çekmek istiyorum. Sizin gibi olmasa da yaşamayı yaşarken hak eden tüm kadınlara ses olun!

Tüm samimiyetimle rica ediyorum; ön yargı duvarımızı kolayca kıramıyorsak bile bir pencere açıp nasıl göründüğünü hissetmeye çalışalım sevgili okur.

Diri diri maruz kaldığımız esaret son bulsun, kadınlar(ımız) özgürlüğüne kavuşsun!

Yazar: Nurefşan Kaynak

Filokalist

Written by Altan Yiğit

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir